İntörnlük tıp eğitiminin son aşaması olarak esasında bu vakte kadar öğrencinin öğrendiği teorik ve uygulamalı bilgileri rahatça hata yapabileceği, hocalarının kontrolünde olan bir ortamda pratikleştirmeyi, hekimliği saha içinde öğrenmeyi hedefleyen bir aşama. Bu aşama tam bir yıl sürüyor, resmi tatiller dahil hiçbir tatil ve ara olmadan bazen hafta sonları bile devam eden bir ‘’öğrenim’’ süreci yaşanıyor. Hekim adaylarının eğitimindeki bu son aşamaya dair net bir tanım, sürece dair temel bir tüzük veya bu kişilerin ne yapacağına ve nasıl bir yıl geçireceklerine dair net bir bilgi bulunmuyor. Reçete ekibi olarak farklı şehirlerden intörnlük yapan hekim adaylarıyla yaptığımız röportajlarla intörnlük sürecini aydınlatmaya ve anlamaya çalıştık.
Soru: İntörn olmak sizce nedir, nasıl tanımlarsınız? Beklentilerinizi karşıladı mı?
A: İntörn aslında doktorluk, sağlık personeli ve hemşire arasında takılıp kalmaktır. Tanımı bu yani; doktorluğa atılan bir adım değil de angaryalara koşturmak, ne iş varsa yapmak zorunda kalınan bir durum. Bazen hemşirenin bazen sağlık personelinin işini yaparsın, nadiren hasta ile temas ediyoruz. Doktorluk öğrenme süreci hiç olmuyor. Tıp fakültesi seni hiçbir şekilde doktor olmaya yönelik eğitmediği için angaryanın arasında öğrenmeye çalışıyorsun. Kendine de güvenmiyorsun çünkü buna yönelik bir eğitim almamışsın. Aslında devletin yarattığı personel eksikliğinin tamamlanması intörnlük. Beklentilerini de asla karşılamıyor.
B: Ben 2 aydır intörnüm ve çok yoğun bir iş yüküne maruz kalıyoruz. Belli bir iş tanımımız yok. Ben yeri geldi sekreterlik işi yaptım, yeri geldi asistanların kargolarını aldım. Taşıma personeli görevi görüyoruz, bebekleri indiriyoruz ama hiçbir bilgimiz olmadığı için orada bebeklere bir şey olsa bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Hiçbir eğitim almadan görevlendirilmenin de çok büyük sorumlulukları oluyor. Eğitimler olmuyor, tamamen hastanedeki boş kadroları ucuz iş gücü olarak intörn adı altında dolduruyorlar. Şehir hastanesi diye bir saçmalık da var; şehir hastanesi şehrin merkezinde değil, ulaşımı zor. Eve geldiğimizde yorulmuş oluyoruz, TUS çalışamıyoruz, orada eğitim görmüyoruz, insanların hevesi kalmamış durumda. Yasalara açıp bakıldığında intörnlüğün bir görev tanımı yok, bir sürü tehlikeyle karşı karşıya kalıyoruz. Eksik malzemelerle, hiç deneyimimiz olmadan dikiş atıyoruz; elime kanlı dikiş iğnesi batıyor. Yorucu, stresli, iş yükü çok olan bir dönem.
Soru: İntörn olma sürecinde size bilgi veriliyor mu, bilgilendirme toplantısı yapıldı mı? İçerik neydi?
A: Hayır, bize yapılmadı, aslında olması lazım. En azından bir kitapçık basılabilir. Biz kendimiz ne yapacağımızı öğrenmeye çalışıyoruz, devir alma diye bir şey var. Örneğin ben acil intörnlüğüne başladım, 3-4 gün önce gidiyorum, oradaki devredecek intörn arkadaşlardan imece usulü öğreniyoruz. Kendi kendimize öğrenmeye çalışıyoruz yani.
Y: Sürecin başında bilgi verildi, bunu yalnızca angarya iş olarak tanımlamayıp arada fırsat bulup öğrenmemiz söylendi, bu kadar yorgunluğun üstünde bir şey öğrenmeye enerji kalmıyor. Son plana göre 24 saat nöbetten sonra nöbet devrinde saat 8.00-8.30 arasında intörnlere ders verilecekmiş (ders: nöbet nasıldı, ne öğrendiniz vb. sorularmış). Sağlık sisteminde eğitim çok kötü, kan gazını olması gerektiği üzere hemşireler alıyor, o gazı hastanede A noktasından B noktasına taşıyıp okutmak zorunda olan da biziz. İntörnlere verilen asgari ücretle övünseler de bize verilen para gerçekten hak değil, beş günde bir nöbet tutuyoruz.
Soru: Kaç saat çalışıyorsunuz, nöbet tutuyor musunuz ve ne sıklıkla?
A: Stajdan staja değişiyor, her fakültede zor ve kolay staj vardır zaten. Bizde en zoru hematoloji. Hocalar saat sabah 05.00’te, hastanede olmamızı istiyor, mesai de 17.00’de bitiyor. Yani 12 saat. O saatte otobüs, dolmuş yok. Kendi imkanlarımızla taksi ile gidiyoruz hastaneye. Nöbetler de 36 saat sürüyor hematolojide. Mesela pazartesi saat sabah 05.00’te nöbete başlıyorsun, ertesi sabah 08.00’de nöbetin bitiyor, sonra mesaiye başlayıp salı günü saat 17.00’de çıkıyorsun. Genel cerrahide saat 08.00 ile asistan ne zaman bırakırsa o saate kadar çalışıyorsun. Asistan da en erken 20.00’de bırakıyor. O da bazen günde 15-16 saat nöbeti de sayarsak 48 saat içinde 36 saat çalışıyoruz. Genelde nöbet ertesi de kullanamıyoruz.
Y: Nöbet süreleri staja göre değişiyor. Mesela acilde üç günde bir, pediatride beş günde bir oluyor. Pediatri bölümünde mesai sistemi işlerken ve nöbet ertesileri boş olurken acilde mesai yok, yalnızca nöbet usulü. Bazı stajlar daha boş ama onların da yol yükü var. Sürekli yolda vakit geçiriyoruz.
İntörn olmanın temel amacı tıbbi uygulama ve hastane işleyişini öğrenmek. Sizce amacını gerçekleştirebiliyor mu?
A: Neredeyse hiçbir bölümde hasta ile temas etmiyoruz. Zaten 1-2 aya gidecek diye angarya iş veriliyor. Aslında biz orada kalıcı olan hastane personelinin elini rahatlatıyoruz, işlerini biz yapıyoruz çünkü yeterli personel yok. Ben sadece acil stajında öğrendim. O da hastayla temas kurabildim diye. Bir şey öğrendiysem o da acildedir.
Y: Kesinlikle gerçekleştiremiyor. Ben dosya doldurmaktan orada yapılan işlemleri izleyemedim. Ayak işi yapmakla meşgul olduğum için hastalara yapılanları göremiyorum. Oturamıyoruz, yeri geliyor su içemiyoruz, resmi olarak bir öğle arası yok; 15 dakika içinde yemeği yiyip geliyoruz ama o arada başka iş çıkarsa yine biz bakıyoruz.
Soru: Hastanede ast-üst ilişkisi var mı?
A: Hastanede ast üst ilişkisi var. Cerrahi bölümlerde kıdem ilişkisi çok keskin. Diğer bölümlerde görece ılımlı.
Y: Kesinlikle var. Hiyerarşinin en alt kısmında gerçekten de intörnler var. Mesela bir arkadaşımız hemşire zannedilerek azarlanmıştı. İntörn olduğunuzda hocalar daha da acımasız oluyor, şehir hastanelerinde diğer üniversitelerin hocalarından da azar yiyoruz. Kendilerini kanıtlamak için üzerimize daha çok gidiyorlar. Yeri geliyor üzerimize sanki dışardan giren biriymişiz gibi güvenlik çağrılıyor. En alt kademede insan olduğumuzu her gün hissettiriyorlar.
Sizce bu hiyerarşi gerekli mi?
X: Hiyerarşi aslında şöyle, hekimlik biraz da usta çırak ilişkisi olduğundan gerekli. Ama bu kıdem ilişkisi buna yaramıyor, o kadar keskin ki daha çok mobbinge neden oluyor. Üstlere aşırı bir yetki verilmiş, dozunda bir hiyerarşi yok. Bir öğreten-öğrenci ilişkisi olması lazım ama işveren-işçi ilişkisi var.
Y: Hiyerarşiye gerek yok. Herkesin belli bir görev tanımı olup herkes işini yaparsa bir sorun kalmayacak. Sağlıklı bir öğrenme ortamı olması için insanların değer gördüğünü ve önemsendiğini hissetmeleri gerekiyor. Burada öğrenmeye vakit yok, sürekli hevesimiz kırılıyor, ezbere dayalı bir TUS sistemi var. TUS’ta istediğimiz bölümü tutturamazsak yoğun iş yükü olan cerrahi bölümleri tercih etmek zorunda kalıyoruz, istifa edip başka bölüme geçmek istersek de artık puan kesintisi oluyor. Hiyerarşi yüzünden düzgün bir öğrenme ortamı olmuyor.
Soru: İşiniz sırasında bir sorun olduğunda üstlerinizin tavrı ne oluyor, nasıl çözüyorsunuz?
X: Genelde asistanlar ile çözülüyor. Eğer iş yoğunsa ortam çok gergin olur o zaman üstün sana hakaret de eder, kızar da. Öğretmeye çalıştığı, güzel tavırlar da görebilirsin. Bu biraz da Türkiye’nin çalışmayan sağlık sistemiyle de ilgili. Çünkü 1. ve 2. basamak çalışmıyor, personel az. En basit hastalar bile, örneğin başı ağrıyor, 3. basamağa geliyor. Öyle olunca fakülte hastaneler çok yoğun. Bu yüzden çalışma ortamı çok gergin. Bazen hastanın solunumu duruyor, hasta yakını orada, iş yapacak insan az. Haliyle herkes geriliyor. Sadece asistana da yüklememek lazım.
Y: Bizi dinleyen birkaç hocamız var. sorunumuz olduğunda onlara gidiyoruz ama tabii onların da müdahale edemediği noktalar oluyor. Hocalarımız dışarıdan ilgili gözükseler de aslında sorunlarımız hiç çözülmüyor, biz kendi aramızda çözüyoruz. Bayramımız olmuyor, resmî tatillerde de nöbet konulabiliyor – normalde resmî tatillerde mesai olmaz fakat biz 24 saat nöbet tutmak zorundayız. Hocalar da kendi işleriyle meşgul.
Soru: Hiyerarşi hangi bölümlerde daha keskin?
X: Dediğim gibi kadın doğum gibi cerrahi bölümlerde daha yoğun.
Y: Cerrahi bölümlerde, pediatride… Nöbet ertesi normalde yasal bir haktır, ama duyduğuma göre bir hoca bir yan dal asistanına “Sen zaten çok yorulmuyorsun, nöbet ertesi de burada kalıp burayı çekip çevirirsin. Başka yan dal asistanı yok zaten.” demiş ve arkadaşımız da bunu kabul etmek zorunda kalmış. Asistanlara normalde 8’de başlayan mesaiye daha erken gelip daha geç çıkmaları söyleniyor. Bölümlerdeki işlerin yetişmemesini bölümlerin tercih edilmemesine bağlamak yerine insanlara çok iş yükleniyor. Hocalar, kendileri ile aynı anda ya da onlardan birkaç dakika sonra gelmeyi saygısızlık olarak görüp istedikleri gibi kural koyarak uyguluyorlar.
Soru: Mobbinge uğruyor musunuz?
X: Ben görece yeni bir intörn olduğum için birkaç defa yaşadım. Küfür, hakaret duyduğum oldu ama iş yoğunluğu vardı orada. Arrest olan solunumu duran hasta varken herkes stresli oluyor. Sonra tatlıya bağladık.
Y: Çoğu insan mobbinge uğruyor ve farkında değil. Biz de uğruyoruzdur, bu yoğunluğun içinde ben fark etmiyor olabilirim. Tanımı gereği ‘’mobbinge 2 aydan fazla süre maruz kalınması gerektiği’’ söylendi fakat bence ufak tefek belirli deneyimler de mobbing olabilir. İlk günde bize her şeyin mobbing olmadığını ve bazı durumlara sessiz kalmamız gerektiği tembih edildi. En alt kademe olduğumuz için bize her şeyi yaptırıyorlar. Biz normalde
asistanların işlerini yaparız, ama oradaki hemşire gidip kendi işini de bize yıkabiliyor. Belirli bir iş tanımımız olmadığı için ayak işleri bize bırakılıyor. Bence bu da mobbing’tir.
Soru: Asgari ücretinizi alabiliyor musunuz? Sigortanız, sendika hakkınız var mı?
X: Alıyoruz ama bizde düzenli yatmadı. Bir de biz işe ayın 1’inde başladık, maaş 15’inde dendi, sonra da diğer ayın 3’ünde yattı. Yani 1 ay kendi kendimize geçindik. Hala da geç yatıyor.
Aslında ciddi bir bilgisizlik var, sigortamız yatmıyor, sigorta girişimiz var ama sigorta yatmıyor. Çoğu intörn bunu bilmez.
Bizim iş tanımımız olmadığından, sigortamız da düzenli yatmadığından sendika hakkımız yok. Zaten bu yüzden de koşullarımızı düzeltemiyoruz. İntörnlüğün bir iş tanımı olması lazım.
Y: İlk ve son aylar yarım, diğer aylar tam olarak asgari maaşlarımı alabiliyorum. Alamayan arkadaşım olduğunu duymadım, belki vardır.
Kaza sigortamız var. Sanırım bir kaza durumunda yalnızca onun masraflarını karşılayacak kadar bir miktar para veriliyor, ben de tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Sigortamız yatmadığı için sendika hakkımız da yok. İntörnlerin sendikalaşmaları önleniyor ve bu, oradaki personel açığını doldurmak için bize iş verdiklerini gizlemek için yapılıyor.
Soru: Çalışma ortamınız iş güvenliği açısından yeterli mi? Çalışırken yeterli önlem alınıyor mu?
X: Hayır, en büyük sorun da hastaların elini kolunu sallayarak silahla bile girebilmesi. Mesela adliyeye, belediyeye giremezsin. Mesela bir olay yaşadık, adam eşini getirmiş, attan düştü diyor ama bence şüpheli, arkadaşlarımıza saldırdı, güvenliğin umrunda bile değil. Güvenlik personeli de eksik.
Zaten normalde kural olarak acile hasta yakını sokulmaz, yasaktır. Kalbi durmuş ve müdahale edilen bir hasta yalnız alınır çünkü hasta yakını hekime işini yaptırmaz. Profesyonel değil sonuçta. Güvenliğin müdahale etmesi lazım ama baktığında hep giriyor, saldırganlaşıyor, güvenlik de pek çalışmıyor.
Y: Hiç güvenli değil. Enfeksiyon stajında bir arkadaşımız tüberküloz oldu. Malzeme eksikliği yüzünden elime kanlı iğne battı. Bize öğreten birileri olmadığı için de kendimiz öğrenmek zorundayız, bilmeyen biri için de dikiş zor bir beceri. Hiç eğitim almadan parasentez gibi çok ileri becerileri göstermemiz bekleniyor. Şu anda maymun çiçeği gündemde, şehir hastanesinde bir vaka var. Nasıl korunacağımız konusunda bilgi verilmedi. Pnömoni hastasından onam almaya gidiyoruz, hiçbir asistan bize korunmamızı söylemiyor. Adenovirüslü bir bebek geliyor, yanına yaklaşmamamız gerektiği sadece birkaç kişi varken söylenmişti ve ben arkadaşlarımı uyarmasaydım belki de onlar kapıp kör olacaktı, adenovirüs böyledir. Riskler hakkında bilgilendirilmeden verilen işi yaptığımız için belki biz de ileride test olduğumuzda bir sürü mantar hastalığımız gibi durumlar ortaya çıkabilir.
Soru: Çalışırken bir yandan TUS’a hazırlanıyor musunuz? Evet ise süreci anlatır mısınız?
X: Bazen evet, bazen hayır. Mesela hematoloji bölümündeysen imkansız. Ama bazı stajlarda çalışabiliyorsun.
Y: Tekrarlarıma yeni başlayacağım, şehir hastanesinden dönmeyi bekliyorum. Çalışma ortamı olmuyor, şehir hastanesinde öğrencilere yönelik bir kütüphane gibi bir yer yok. Üç oda var. Bir tanesinde tek bir masa var, üç tane intörn orada çalışmak zorunda. Nöbetçi odasında genelde asistanlar yatıyor. Seminer odasında ise temizlik firmaları toplantılar yapıyor. Çalışmaya vakit yok, çalışılmıyor.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
X: Bir kere intörnlüğünden hekimliğine tüm çalışma sisteminin değişmesi gerek. Çünkü çalışma koşulları çok kötü. Uyku yok, zaman yok. Bazen o kadar az zaman oluyor ki, mesela nöbetten eve dönmüşsem sabah uyanamayacağımı bildiğim için uyumadan gidiyorum hastaneye. Çünkü eğer geç gidersem ceza nöbeti yazılır. Zaten hekimlerin ortalama yaşam süresi çok kısa. Muhtemelen çalışma koşulları yüzünden. Uyku düzeni yok, yeme düzeni yok, çalışma ortamı çok stresli.
Aynısı intörnlük için de geçerli. Yani intörnlük tanımı, mesleki gereklilikler haklar belirlenmeli, böyle devam edemez
Y: Eklemek istediğim bir şey yok. Emeklerinize sağlık.








