“Tıp bir sosyal bilimdir ve politika geniş ölçekli tıptan başka bir şey değildir.”

-Rudolf Virchow

Hastalıkların analizinde diyalektik yöntemleri kullanan Rudolf Virchow, tıbbı toplumcu bakış açısıyla değerlendiren bir doktordur. Tıbbın biyoloji içine hapsedilmesine ve hastalıkların yalnızca biyolojik unsurlara indirgenmesine karşın Virchow, sağlığın toplumsal kriterlerini açıkça ifade etmiştir. Hastalık ve ölümün hangi toplumsal ve ekonomik koşullarda oluştuğunu ve hastalık, salgın gibi kavramları diyalektik bakışla incelemiştir. Hastalığı bireyin elverişsiz koşullar altındaki yaşamı olarak ifade ederken salgını ise toplum yaşamındaki toplu bozukluklar olarak ifade etmiştir.

Virchow, hastalık ve sosyoekonomik durum arasındaki ilişkiyi açıklarken F. Engels’in ‘İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu’ adlı eserinden oldukça yararlanmıştır. Toplumcu tıbbın temelleri de bu eser ile birlikte atılmıştır aslında. Eserde Engels’in hastalıkların sebebini kapitalist üretim ilişkileri olarak göstermesi Virchow gibi hekimlerin hastalıkların kaynağını bu çerçevede incelemesine yol açmıştır. Bu bağlamda, Virchow’un kaleme aldığı “Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu”nda bu eserin emarelerini görmek de mümkündür. Bu rapor bir salgını yalnızca mikroorganizmaların oluşturmadığını, insanların sadece bir bakteri yüzünden ölmediğini örnekleyen bir rapor olmuştur.

Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu

1848 yılında Prusya’nın Yukarı Silezya eyaletinde birçok insanın ölümüne sebep olan tifüs salgını patlak vermiştir. Bir süredir bölgede yaşanan patates kıtlığının da varlığı merkezî hükümetin bölgeye dışarıdan bir uzmanı görevlendirmesine yol açmıştır. Bu bölgeye görevlendirilen hekim ise o sırada mesleğinin üçüncü yılında olan Rudolf Virchow olmuştur. Böylece Virchow, salgının patladığı kömür madenindeki madencilerin ve ailelerinin yaşam ve çalışma koşullarını inceleme fırsatı bulmuştur. Orada geçirdiği süreç sonunda ise “Yukarı Silezya Tifüs Salgını Raporu”nu kaleme almıştır.

R. Virchow; rapora ilk olarak bölgenin coğrafi, antropolojik ve toplumsal tanımını yaparak başlar. Bölgenin Polonya-Almanya arasında kalan, Alman işgalinde olan gelişmemiş ve yoksul bir bölge olduğuna değinir. Ardından bölgenin toplumsal, politik, idari yapısıyla ilgili gözlemlerini sunar ve salgını nasıl tetiklediğini anlatır. Katolik Kilisesi’nin etkilerini, yerel ve merkezî yönetimin tutumlarını, vergi sisteminin adaletsizliğini açıklayıp bunların bir sonucunun da aslında yaşanan salgın olduğunu belirtir.

Bölgedeki barınma koşullarını ve beslenme yetersizliğini detaylıca açıklayan Virchow; insanların ahıra benzer barınaklarda, açlık ve sefalet içinde yaşadıklarını yazmıştır ve bu etkenlerin hastalığa yatkınlığı önemli ölçüde artırdığını söyler.

Raporun epidemiyolojik çalışmaları içindeki verilerinde ise önce salgına ilişkin morbidite ve mortalite rakamlarını sunar. Vakalarıysa yaşlarına, cinsiyetlerine göre ayırdıktan sonra daha önce hiçbir rapor örneğinde olmamasına rağmen vakaları toplumsal sınıflarına göre ayırıp inceler.

Bu salgına dair çözüm önerileri arasında ise hasta üzerinden bir tedaviden ziyade tamamen ifade ettiği salgın tanımındaki gibi toplum yaşamındaki toplu bozuklukları çözmeye yönelik önerilerde bulunmuştur. Salgına dair alınması gereken önlemleri kısa erimli, ileride diğer salgınların oluşmasını önlemek için alınması gereken önlemleri ise uzun erimli önlemler olarak adlandırmıştır. Kısa erimli önlemlerin içinde yoksullara gıda temininin örgütlenmesi, tıbbi bakımın örgütlenmesi, hekimler ile yerel ve merkezî yönetimden görevliler arasında konsey oluşturulması, profesyoneller ile bölge halkının temsilcileriyle ortak bir planlama komitesi oluşturulması gibi önerilerde bulunur. Uzun erimli önlemler için ise tam ve sınırsız demokrasi, kız çocukları dahil ücretsiz ve anadilde eğitim, devlet ve kilisenin mutlak ayrımı, gıda ambarları oluşturma ve kooperatifleştirme, vergi sisteminde yoksul kesimin sırtına düşen yükü alıp patronların sırtına yükleme ve maden işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını değiştirmeye yönelik önerileri sıralamıştır.

“Artık sorun bir tifüslü hastayı veya diğerini ilaçlarla veya gıda, barınma ve giyim düzenlemeleriyle tedavi sorunu değildir. Şimdi sorunumuz moral ve fiziksel bakımdan bozulmanın en alt düzeyindeki bir buçuk milyon yurttaşımızın sosyoekonomik durumudur. Bir buçuk milyon kişi söz konusu olduğunda palyatif tedbirler işe yaramaz. Sorunu çözmek için radikal olmalıyız.”

Virchow, toplumun bütün sınıflarını değil yalnızca alt sınıfları etkileyen salgınlara suni salgın ismi verir. Suni salgınları politik ve toplumsal örgütsüzlük tarafından üretilen kusurların göstergeleri olarak ifade eder ve Yukarı Silezya’daki tifüs salgınını da suni salgınlar kategorisinde inceler.

Yöntem: İndirgemeciliğe Karşı

Bu raporu emsalleri arasından ayıran ve tarihî bir belge olmasını sağlayan sunulan öneriler değildir aslında. Bu raporu farklı kılan kullanılan indirgemeciliğe karşı olan bir yöntemdir. Virchow; rapor boyunca hastalığın ortaya çıktığı somut tarihsel ve maddi koşullara, toplumsal çelişkilere değinmiştir. Bunları değerlendirirken ise birbirleriyle bağdaşmayan olgular olarak değil, birbirleriyle karşılıklı ilişkiler içinde değerlendirir. Örneğin, daha önceki yazılan raporlarda da bölgelerin coğrafi, antropolojik ve toplumsal yapılarına değinilmiştir (Bu ilk defa yapılan bir şey değildir.) fakat bu özelliklerin her birinin salgının başlamasına etkisini, seyrini ve ölüm oranlarına etkisini veriler sunarak incelemiştir.

Vakaları cinsiyet ve yaş gibi epidemiyolojik özelliklerine ayırır fakat yeni olarak beslenmeyle barınma koşullarını da epidemiyolojik özelliklere dahil eder. Morbidite ve mortalite oranlarını sosyoekonomik koşullara göre ayırıp inceler. Her bir değişkeni sınıfsal bir yaklaşımla inceler. Böylece hastalıkların arkasındaki somut maddi koşulları da açıklar.

Uzun erimli önlemler olarak sunduğu kız çocukları dahil ücretsiz ve anadilde eğitim, vergi sistemindeki değişiklikler, kilise ve devletin ayrımının neden bir salgında önlemi olabileceğini anlamak ve bu önlemleri üretebilmek için de diyalektik materyalizme ihtiyaç duyarız. Böylelikle Virchow’un toplumcu tıbba kattığı indirgemeciliğe karşı olan bu yaklaşımı hekimlik uygulamaları ile birleştirmesi göz ardı edilmemesi gereken bir adımdır.

“Çok-etmenli etiyoloji, tıbbi pratiği politik pratiğe bağlar ve toplumsal değişimi bir tedavi olarak görür.”

Virchow’un Toplumcu Tıp Çizgisi

Toplumcu tıbbın ideolojisinin gelişmesinde önemli katkıları bulunan Virchow, 1848 devrimleri döneminden etkilenmiştir. Özellikle Yukarı Silezya’ya gittiği zamandan birkaç gün sonra Paris halkının sokakları doldurması, Fransa’da yanan bu ateşin Avrupa’ya yayılmasıyla birlikte bu ateş Virchow’u da sarmıştır. Egemen sınıfın emekçilerin taleplerine yanıt vermeyeceği konusunda hemfikirdir ve 19 Mart gecesi Berlin’de barikatlarda yerini bir emekçi olarak alır. Hekimlik görevlerinden birinin de toplumun baskıdan kurtarılması olduğu kanaatindedir. Fakat devrimin yenilgisinin ardından ilerlediği devrimci çizgi yerine reformist bir çizgiyi takip eder.

Ana dilde ve ücretsiz eğitim, besinlerin herkese eşit dağılması, vergi sistemi üzerindeki değişiklik taleplerini sağlık sistemine entegre bir şekilde sunması devrimci özellikler değildir. Bu talepler kapitalist toplumun içinde sınırlı kalan reformist taleplerdir ve bu taleplerin kapitalist sınırlar içinde gerçekleştirilemeyeceği de bir gerçektir. Bu sebeple Engels’ten ayrıldığı nokta bu talepleri egemen sınıftan talep etmesidir. Oysa Engels halklara bu talepler etrafında örgütlenmeyi ve bu talepleri proleter bir devrimle kurdukları işçi iktidarında yerine getirmeleri alternatifini sunar.

Özetle R.Virchow’un toplumcu tıbbın ilerleyişine ve ideolojisine katkıları büyüktür, belirli dönemlerde Engels’in fikirlerinden etkilenmiştir. Fakat bu ilerleyiş dünyada işçi sınıfı hareketinin gerilemesiyle ve dolayısıyla sol hareketin yaşadığı ideolojik bunalımla beraber halk sağlığının gelişmesi ve emekçilerinin örgütlenmesi üzerinde fikrî bir devrimden ziyade reformist talepler çevresinde sınırlı kalmıştır.