Neye neden güzel dediğinizi hiç düşündünüz mü? Hoşunuza giden bir insan, bir kıyafet hatta bir renk bile neden hoşunuza gidiyor? Bugün psikologlar neyi güzel bulduğumuz üzerine tartışırken tüm bu yargılara öz irademizle mi yoksa bize göze hoş gelenin dışarıdan söylenmesiyle mi vardığımızı sorguluyor, cevap da çok tartışmalı olmasa gerek. 2000’lerde insanlar ”heroin chic” de dedikleri alabildiğine ince -gerçekten ‘başarabildikleri’ ölçüde en ince- vücutları çekici ve göz önündeki insanlar için olmazsa olmaz gereklilikte bulurken 2010’lara gelince Kim Kardashian tipi geniş bir kum saati misali kıvrımlı bedenleri ideal olarak görmeye topluca tesadüfen mi başladılar? Herkes bir anda aynı şeyleri sevmeye, onlardan etkilenmeye sularına karıştırılan flordan değilse bize kapitalizmin dergilerde, televizyonda, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada kendi işine geleni dayatmasıyla başladı. Kapitalizm en başarılı olduğu işlerden de birine imza atmış oldu.

Kapitalin büyümesi için bize satılması gereken ürünler var, onların da satılması için pazarlanması gerekiyor ki biz ihtiyacımız olduğunu düşünüp alabilelim. Pazarlamanın temeli de burada, psikolojik manipülasyonda yatıyor. Bize güzel olmamızı; ama öyle sana bana göre güzel olmakla yetinmeden, herkese göre, homojen bir estetik anlayışıyla o tek tip “güzel”den olmamızı dayanılmaz bir arzu haline getiren de bu pazar. Farklı vücut şekil ve boyutlarını, burun tiplerini, çene biçimlerini, göz kenarının eğildiği doğrultuları, dudak büyüklüklerini olduğu hâliyle kabul etse insanların pek bir şey değiştirmeye ihtiyacı olmadığını biliyor. Kişilerde özgüvensizlik oluşturmalı ki özgüveni kendi satabilmeli. Bu özgüven ve kişisel güçlendirme arayışı kadınlarda yapay bir şekilde oluşturdukları ve sürmesi için elinden geleni yaptıkları kendine güvensizlik var olduğu ölçüde sürecek. Önce fazla kilolarını ver, verdin mi? Henüz güzel değilsin hayır, şimdi burnunu düzelt. Oldu mu sence, Instagram’da gördüğün o badem gözlü ve büyük dudaklı kadınlar gibi görünüyor musun? Saçların BERBAT görünüyor, herkesin hacimli saçlarına baksana! Bacakların birbirine mi değiyor, nasıl yani? Kilo vermemiş miydin? E yetmemiş belli ki. Bacak demişken, yanlış mı görüyorum? Selülitlerin mi var, hem de bu yaşta! Boyun kısa, ya da çok uzun; sana uygun şeyler giymen lazım, işte sana uygun şeyler. Memelerin küçük, ya da çok büyük. Her halükarda ameliyat ihtiyacın. Çenenin altında gıdın var, göz kapağın katlantılı,  köprücük kemiğin belirsiz, leğen kemiğin çok belirgin, hamilelik geçirmiş ya da ergenlikten geçmişsin cildin çatlamış, göz altlarında torba var ve rengi koyu, vücudun hâlâ çok kötü görünüyor, gülünce dudağının kenarında çizgi oluyor, kızınca kaşlarının arasında çizgi oluyor, yaşlandıkça bu duyguların hepsi kalıcı olacak yüzünde, kılların var, iğrençsin, iğrenç! Tüm bunları sana gösteriyorum ki kendini düzelt, kendini daha çok sevebil. Nasıl düzelteceğini hiç dert etme, her şeyin linkini bıraktım. Bir an önce şu çirkinliklerden kurtul da rahatlayalım, ancak o zaman mutlu olacağız.

Kadınlarda eskiden dışarıdan onlara gelen güzel görünme baskısı daha yoğundu, bir etkinlikte ya da misafirlikte diğer insanlara güzel görünmek yeterince tatmin edici olabiliyordu. Sonralarda bu baskının azalmamasına karşın kadının bedenini yargılamada bundan daha sürekli ve etkili yeni bir otorite oluşturdular: kadının kendisi. Artık kadın dümdüz aynaya bakarken de mutlu olmayacak, normal olduğunu bilmesi gereken yerlerine yabancılaşacaktı. Kendine bir yabancılaştı mı bingo! Ona problem olarak sunulan her yeni şeyi kabullenecek, çözmek için sunulan yöntemler ona cazip gelecekti. Böylece kadınları kontrol etmenin en verimli yolunu buldular: kadının kendini kontrol etmesi. Hiçbir zaman sonu gelmeyecek ve her zaman yeni bir sorun eklenecek bu güzellik arayışı yolunda kadınlara bir de kendilerini güçlendirdikleri anlatısını anlattılar. ‘’Kendinle ilgili tamamen normal olan bir özelliğini biz seni kötü hissettirdiğimiz için değiştirdin ve aferin, kendine iyi bir şey yaptın! Demek ki kendine değer veriyorsun ve istediğini yapabilecek kadar da güçlüsün. Başlangıç noktan vücudunla ilgili bir şeyi beğenmemekti ama sorun yok, şimdi düzeldin. Ha ama şu sorun dışında, onu da değiştirebilecek kudretin olduğunu biliyoruz.’’ Kadınların eşitlik mücadelesi verdiği yetmişlerde dönem için en ideal pazar sloganını bulacak olan L’Oréal erkek metin yazarının dediği gibi: Çünkü biz buna değeriz.

Yorucu oluyor evet, bazen tüm bunların imkansızlığı çok belirgin hâle gelir oluyor. Onlar da hem biz duruma uyanmayalım, hem de bizim yanımızdalarmış görüntüsü vermek için çeşitli yeni fikirlerle geldiler. Dove’un 2004’teki Real Beauty kampanyası bunlardan biri. Ana akım medyada model olarak ilk kez küçük-büyük farklı bedenlerden kadınlardan oluşan bir reklam kampanyası. Çok ses getiren, alanında diğer tüm markalara örnek olmuş, hedef kitlede sempati ve güven uyandırmış bir pazarlama dehası. Ne reklamı mı yapıldı her bedenden ve renkten kadınların bir araya gelmesiyle? Kadınların doğal olarak salgıladığı östrojenin sebebiyet verdiği, her 10 kadından 9’unda bulunan selülitleri gidermek ya da görüntüsünü azaltmak için selülit kremi. Var olsun gerçekçi güzellik anlayışı.

Gelelim plastik cerrahiye. Tıbbın tanımını hatırlayarak başlayalım: Hastalıkları, sakatlıkları iyileştirmek, hafifletmek ya da önlemek ereğiyle başvurulan teknik ve bilimsel çalışmaların tümü, hekimlik. Plastik cerrahinin yanık tedavileri, yarık damak ve dudak tedavileri, kemik şekil bozukluklarını tedavi etmek gibi tıp tanımına dahil pek çok hizmeti olsa da bugün doktorlarda plastik cerrahiye yönelimin büyük sebebi insanlarda suni oluşturulan estetik cerrahi ihtiyacını karşılarken çok paralar kazanacak olmaları. Peki ortada bir hastalık, hastalık riski ya da sakatlık yoksa bu tıbbın ya da toplum sağlığına faydalı olmanın neresinde konumlanır? “Dış görünüşten memnuniyetsizlik kaynaklı psikolojik sorunların tedavisi” diyecekseniz estetik cerrahi sektörünün kendi elleriyle yarattığı sorunlardan bahsediyor olursunuz. Sağlık hizmetlerine erişim gün geçtikçe zorlaşırken 6 yıl tıp okumuş ve halk sağlığı için çok yüksek fayda potansiyeli olan bu insanların parası olanlara burun küçültme ameliyatı yapma yolunu seçiyor olması da kapitalizm kaynaklı. En iyi meslek hayatı ve yaşam koşullarını sistem dahiliyede, nörolojide ya da kardiyolojide sunmuyor. Sağlıksız yiyecekler, kirli hava koşulları, ağırlaşan meslek hayatları sebepli sağlığı bozulan devlet hastanesine mecbur halk ise elinde kalan tek tük doktorlara 5 dakika muayene olabilmek için günlerce sıra bekliyor. Yani kapitalizm bu yapay sorunlar ve çözümlerle yalnızca parası olan insanların parasını tatmin edilmeyecek bir güzellik hayaline harcatmakla kalmıyor, doktorlara ihtiyaç olan alanlarda erişimi azaltarak yoksul halkın sağlığıyla o hayali değiş tokuş ediyor.

Sonuçta sorumuz insanlar neden kendini değiştiriyor, plastik cerrahi ya da kozmetiğe para döküyorlar değil; neden bu ihtiyacı hissediyorlar ve hissetmeliler mi? Öze olan güvenin özü değiştirerek gelmesi mümkün mü, özün değişmesi kimlere fayda sağlıyor? Sınıflı toplumlarla birlikte patriyarkanın yarattığı ve son dönemde şiddetini oldukça arttırarak kapitalizmin devam ettirdiği güzellik standartlarına uyma baskısı egemen sınıfın arzularını tatmin etme ve onu güçlendirme aracından başka bir şey değil. Bu yüzden insanların özgüvensizliği devam ettiği ölçüde kendini sürdürebilecek bir endüstri yerine daha iyisini, insan kıymetinin para ya da dış görünüşle ölçülmediği ve güzellik anlayışının da herkes için özel anlamlar ifade ettiği bir düzen kurmak boynumuzun borcu.