Sınanıyoruz, sınanıyoruz ve neye değdiğimizi gösteren bir rakamla değerimizi kanıtlıyoruz. İlk harfi öğrendiğimiz andan, niteliksiz işçiden daha fazla edeceğimizi kanıtlayana dek -yani bir uzmanlık alanı edinene dek- rakamlarla değerimizi ölçmeye devam ediyoruz.
Daha kim olduğumuzu bilemeden, neyi becerebildiğimizi veya sevdiğimizi anlayamamışken bir eğitim sistemi ve ailelerimizin en az on yıl sonrasına dair korkuları sonucu dikte edileni yutup yutmadığımızı ölçen bir sınav ile tasniflenip bize biçilen değere göre, “hak ettiğimiz kadar iyi” bir liseye gidiyoruz. Bu sırada bu sistemi kuranların bizim gibi sınanmasına, sınavlarına göre başarısız olanlarımızı neden eğitemediklerine ya da neyi daha iyi yapmaları gerektiğine dair bir sınav vermesine gerek olmuyor.
Belki de neyi iyi yaptığını hiç anlamadığı ya da eğitimin ve tüm sistemin dayatmaları ile beceri/hayalleri yok edildiği için, yoksulluğu dolayısıyla eğitime ulaşamadığından veya birçok başka sebepten başarısız olanlarımız, tekrar bir havuza başarılılar ile alınıyor: Bu sefer de üniversiteye girmek için. İlgi alanına giderse işsiz kalacağı korkusu ile (ya da bazen de onu istediği için) tıp okumaya karar veriyor. Şayet kendini geliştirmek, dünyayı algılamak, kişiliğini kurmak için geçireceği tüm lise sürecini hiçbir şeyi anlamadan test çözebilmeye ayırırsa; ne kadar okuduğu, kendini geliştirdiği ile değil paragraf sorularını ne kadar hızlı çözdüğü ile övünmekten memnun olursa, tıp fakültesi veya diş hekimliği okumaya değer biri olduğunu kanıtlayabilir.
Tebrikler! 6 sene boyunca hocalarınızın, baskı ve mobbingine boyun eğmeyi başarırsanız ileride sadece maaşınız ve aldığınız malların fiyatı değerinizi biçebilir!
Bu yazının konusu da, üniversite sınavı sonuçlarına göre tıbba son zamanlarda nasıl değer biçildiği olacak. Öğretmenlik mesleğinin geçmişten günümüze puanları ve toplumsal yerine bakacak olursak bu tahmin edersiniz ki çok değişken.
Tıp fakültesi puanlarının genel anlamda bu denli yüksek olmasının birkaç nedeni var. Bunlardan ilki toplumumuzda kısa yoldan küçük burjuva olmanın yolu olarak görülmesi. Sonuçta, statü ve maddi kaynakları ile oluşturduğu “doktorlar” sınıfı ile sınıf atlamanın ve “anne baba ile aynı sefaleti çekmemenin” en kolay yollarından. Biyomedikal tıp, hekim kimliğini toplumcu bir yerden alıp hizmet üreten bir beyaz yakalıya çekeliberi, maddi gücü de işin içine girdiğinde hekimler küçük burjuvaya ait bir meslek oldu. Bunun öncesinde de zaten eğitime ulaşabilen bu kesimin direkt olarak burjuvadan çıkmak dışında bir alternatifi yoktu. Bir diğeri ise mesleğini icra etmenin ve bunu yaparken “görece iyi” para kazanmanın kesin olması. ( Maddi durumla sınıfsallığın ayrımını yapmak gerek.) Ülkemizin sistemi, birçok alanda okuyunca mesleğini edinmeyi neredeyse imkansız kıldığından bu henüz başına gelmemiş olan tıp ve diş hekimlikleri çok tercih edilen bölümler arasında. Mezun olduğunda işsizlik problemi çekmeden maaş alacağınız neredeyse hep kesin. Bir diğeri ise yurtdışına iltica etmenin ve orada binbir zorlukla alınan bu eğitimin ardından Avrupalı gençler aynı problemlerle karşılaşıp akın akın tıp okumadığından yaşanmakta olan hekim eksiğini doldurmak üzere vatandaşlık alabilmenin göreli kolaylığı. En azından yurtdışında makul koşullarda yaşama ihtimalini elde edebilir, yeterince uğraşırsanız, bir 3. Dünya ülkesi vatandaşı olarak erken kapitalistleşmiş ülke vatandaşlarına hizmet ederek şeytanın bacağını kırabilir, pek yaşanır bulmadığınız ülkenizden kaçabilirsiniz.
Tıp fakültesinin tercih edilmeyişinin de temel birkaç nedeni vardır. Bunlardan ilki elbette çalışma hayatının zorluğudur. Daha doğrusu neoliberal politikalar sonucu hekimlerin toptan bir küçük burjuva gürühu olamayışı da denebilir. Artık işçi ve patron doktorlar/hastane sahipleri diye ikili bir durum var. İşçi doktorların proleter sorunları giderek gün yüzüne çıkıyor. Her zaman 8 saati aşan mesailer, emir alma ve mobbing, sık nöbetler ve yetersiz personel sonucu her işi yapma… Ayrıca ekonomik kriz maddi konumlarını da giderek sarsıyor. Hükümet meslek ve özlük haklarını günbegün ellerinden alıyor. Diğeri kazanmanın, TUS sürecinin ve okulun süresi. Herkesin malumudur ki hekim olmak meşakkatli bir akademik süreç gerektirir. Ayrıca bu okuma ve TUS süreci maalesef ast-üst ilişkisinin açığa çıkardığı eziyetlerle doludur. Bir diğeri de özellikle diş hekimliği için daha da geçerli olan yüksek eğitim maaliyeti. Ödevler ve pratikler için alınan malzemeleri tamamen öğrenciler karşılıyor ve ciddi anlamda yüksek meblağlar ödenebiliyor.
Bu durumlar ışığında son 4 senedeki puanlara baktığımızda pandeminin ertesine denk gelen süreçte genel bir düşüş yakalıyoruz. Bu düşüş, özellikle aileler tarafından güzel bir rüyaymış gibi gösterilen tıp fakültesi mezunu olmanın ne kadar kötü koşullarda çalışmak anlamına geldiğini gözler önüne seren pandemi sürecinden kaynaklanıyor diyebiliriz. Aileler bunu kötü düşüncelerle yapmasa da kendi yaşam tecrübeleri ile hekimliğin şu anki gerçekliği arasındaki farkı göremiyor olabilirler.
2023 senesinde ise durulan pandemi ile puanlar bir miktar yükselmiş fakat eski seviyesine gelmiş durumda değil. Bu yükselişte bir diğer neden de ekonomik çöküş. Çünkü bu gibi stabilitesi bozuk ve yoksullaşmanın olduğu süreçler insanları tıp gibi “garanti” mesleklere itiyor. Aynı durum 2024 yılında da görülüyor.
Fakat okuma masraflarının giderek yükseldiği diş hekimliği için benzer çıkarımlarda bulunmak mümkün görünmüyor. 2021 senesinden beri diş hekimliği bölümü hemen hemen her üniversitede net bir düşüş tablosu sergiliyor.
Ayrıca özel ve devlet tıp ayrımını yapmakta da fayda var. Özel üniversitelerdeki okuldan sonra direkt kendi hastanelerinde çalışan olarak alınma beklentisi ve uygulaması, bu bölümlerdeki ilişkiselliği değiştiriyor. Türkiye’nin sınav sistemine en iyi uyum sağlamış belli öğrencileri (ve de parası olan ve burssuz gidebilirler) patronlarını üniversite ile beraber eşzamanlı seçiyor.
Kısacası hem maddi koşulların kötüleşmesi hem de mesleki itibar kayıpları çalışma koşullarının ve saygınlığının giderek gerilemesi ile tıp görece çaptan düşmekte. Yine de geleceğe dair öngörü yapılamaz durumdaki ekonominin ittirmesi ile bu kötüleşmenin etkisi minimalleşiyor. Diş hekimlikleri ise yoksullaşmanın pençesinde gerilemekte.
Yıllar önce aynı fen lisesinde okuduğumuz benden 1 dönem büyük bir öğrenci, okul gezimiz sırasında ziyaret ettiğimiz üniversitesinde bize “abla tavsiyesi” vermişti. Türkiye’nin en yüksek puanlı özel üniversitelerinden birinde tıp okurken “Okulunuzu seçerken kimlerle yan yana olacağınıza göre seçin. Düşünebiliyor musunuz ben burada Türkiye’nin en zengin ilk 10 ailesinin çocukları ile yan yana oturuyorum.” demiş ve özel üniversite seçmemizi salık vermişti.
Umuyorum tercih yaparken bu baremleri almaz, tıp bölümü seçerken de gerçekten ne istediğinizden emin olarak seçim yapabilirsiniz.
Bu sene üniversite tercihi yapan herkesin mutlu olması dileği ile.








