Yakın zamanda aile hekimleri toplum sağlığını korumanın ve toplumcu sağlık uygulamalarını var etmenin en büyük kalelerinden olan ASM ve aile hekimi çalışma koşullarına dair çıkarılmaya çalışılan torba yasa ile ilgili Türkiye genelinde üç günlük grev yaptı. Bu yasa ile aslında 2003’ten beri oynanmakta olan sağlık sistemi ve sağlık çalışanlarının haklarına dair son bir darbe indirilerek tamamen sermayeleşmiş bir sağlık sektörü yaratılmaya çalışılıyor. Bunu bir halk sağlığı sorunu olarak görmemek elde değil.
Yasaya karşı tepkisini koyarak greve katılan bir aile hekimi ile yaptığımız röportajda yasaya ve ASM sistemine dair daha içeriden ve derin bilgi almaya çalıştık. Kendisine katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
Soru: Aile hekimliğini bir meslek olarak nasıl tanımlarsınız?
Aile hekimliğini 1. basamak sağlık hizmeti içerisinde koruyucu hekimlik hizmetlerinin yanında tedavi ediciliği de olan kronik hastalık takibi de yapan bir hizmet olarak tanımlıyorum. Bu esasında dünyada da var olan bir sistem farklı isimlerle.Türkiye’de 2003’te başlatılan sağlıkta dönüşüm programının yarattığı anlayış koruyucu hekimliği yok edip tedavi ediciliğe sığdırmak istiyor, 1. basamağı. Bu yüzden bu hizmetler parçalandı. İlçe sağlıklar, KETEM, ASM’ler gibi farklı basamaklara bölündü. Dolayısıyla bütünlüklü bir koruyucu sağlık hizmeti kalmadı.
Soru: Neden aile hekimi oldunuz?
Uzmanlık ile ilgili düşünürken 6. sınıfta, o zamanlar sağlık ocağı vardı, sağlık ocağı stajında ve ardından zorunlu hizmetimin sonrasında çalıştığım sağlık ocağında gördüm ki 1. basamak yani koruyucu hizmetler hem hayat görüşüme çok uygun hem de hekimliğin doğası ile toplum sağlığının örtüşmekte olduğunu düşündüm ve 16 yıl sağlık ocağında çalıştıktan sonra aile hekimliğine evrilse de sistem, 1. basamağa gönül verdiğim için devam ettirdim.
Soru: Aile hekimliğinin yetkileri ve işleyiş sistemi nasıldır?
Aslında aile hekimliği uygulama yönetmeliği diye bir yönetmelik var. İnternetten herkes ulaşabilir. ASM sistemi 2003’teki sağlıkta dönüşüm sisteminin sacayaklarından birisi. Şehir hastaneleri ve genel sağlık sigortası bu sistemin diğer iki sacayağı. Bu sistem aslında Dünya Bankası’nın ülkemiz ve başka ülkelere de dikte ettiği bir sistem. Diğer ülkelerde daha tamamlanmış bir sistem, ülkemizde henüz bitmemiş bir durumda. Çünkü tüm sağlık emekçileri ve meslek örgütlerinin bu sistemdeki yanlışlığa dair bir direnişi var. Aile hekimliğine gelecek olursak parçalanarak özelleştirilen bir sistem mevcut. Sınıflara ayrılmış ASM’ler A,B,C gibi ve bu aslında halkın aldığı sağlığın niteliğini garantilemiyor. Bize bölge tabanlı değil isteğe bağlı kayıtlı hastalara koruyucu ve tedavi edici hizmetleri vermekle yükümlüyüz. Aşılamalar, kontroller gibi. Ama bu yapılabiliyor mu? Bilinen meseleler bunlar aşı bulunmuyor, ilaçlar sıkıntıda, kışkırtılmış bir sağlık talebi var ortada ve randevu yok. Planlama sorunu var. ASM binaları önemli bir sorun. Kimi arkadaşlarımız kamu binalarında kiracı. Kimi burası gibi bir apartman altı yeri kendisi bulup binanın tadilatını, mobilyasını kendisi yapıyor. Bize belli bir cari gider ödeniyor. “Yanımızda çalıştırdığımız” ebeler, hemşireler, tıbbi sekreterlerin maaşlarını,ASM’lerin faturalarını, temizlik ödemesini yapıyoruz. Bir nevi esnaflık, patronluk yapıyoruz. Geldiğimiz son noktada ise bu çıkarılmak istenen yasa ile bakanlık bizi taşeron olarak kullanıyordu şu anda, özelleşmenin son adımları tamamlanıp şirketlerin başka taşeronlar eliyle ASM’leri işletme haline getirilmesine doğru gidiş var. Bizi böyle bölünmüş bir 1. basamak hizmeti haline getiren 2003’ten sonra son darbe olarak da bu yasa sağlığı tekellere, kartellere bırakıp ucuz iş gücüne çevirmeye, sermayeleştirmeye çalışıyor. Aslında devlet elini sağlıktan çekmek istiyor. Bizlerin direnişi, pandemi ve deprem felaketi bu süreci duraklatmıştı. Şu an yapılmaya çalışan sağlık çalışanının ucuz iş gücü olması ve halkın ücretsiz sağlık hizmeti alamaması. Bu toplum sağlığını çok ciddi tehdit edecek.
Soru: Aile hekimliğine geçiş öncesindeki sistem olan sağlık ocağı sistemi ile ASM’leri karşılaştırır mısınız?
224. sayılı yasa ile korunmuş sağlık ocağı sistemi vardı. Farklıydı, bir kere sağlık hizmeti kamu binalarında veriliyordu ve herkesin bir görev tanımı vardı. Birim birim bir parçalanmışlık yoktu. Ulaşımı kolay, bölge kapsamlı bir sistemdi. Laboratuvarından ebesine, hemşiresine dek bir ekip hizmeti vardı. Kişi kendi işinden ve halk sağlığından sorumluydu. Patronluk yapan hekim yoktu, sağlık bakanlığının bir görevi vardı. Bölge tabanlı olması dolayısıyla salgın gibi durumlarda, hastalık tanı ve tespitte çok daha işlevseldi. Bir diğeri sağlık emekçileri sağlık ocaklarına hapsedilmiş değildi. Evlere ebelik hizmeti, aşı hizmeti vermek gibi çevre sağlığıyla ilgili uygulamalar gibi kamusal toplumcu sağlık görevleri yürütülebiliyordu.
Soru: Aile hekimliği ve 1. basamak hizmetler yeterli ve ulaşılabilir mi?
Kesinlikle sağlık ocağı sisteminde ulaşılabilirlik çok daha fazlaydı. Bizler yerinde değil sahada hizmet veriyorduk. Dahası şu an bir hasta gelip kendi talebiyle aile hekimliğine kayıt olmazsa o hastanın takibi yapılamıyor. Sağlık ocağında bu böyle değildi, bölge bazlı direkt kayıt vardı,ev ziyaretleri ve izlemler vardı. Yani ASM ile sağlığın sorumluluğu hastanın kendine bırakıldı ve bu büyük bir sorun. Mesela şimdi son yasa ile hekime hasta kayıt sayıları azaltıldı. Hekimlerin fazla hastaları ne olacak, nereye kayıt olacak belli değil. Veya bu şehir hastanesi sistemi kurulurken semtlerdeki hastanelerin kapatılmayacağı denmişti ama kapatıldılar. İnsanlar, şehir dışındaki ulaşması zor şehir hastanelerine mâhkum edildiler. Ulaşılabilirliğe büyük bir darbe oldu.
Soru: Size en çok hangi yaş gruplarından ne için ve ne şikayetlerle başvuru yapılıyor? Ve ASM’lerin bölgelere göre spesifikleşmiş bir hizmet yöntemi mevcut mu?
Benim en çok yaşlı ve kronik hastalık başvurum var. Ama mesela Güneydoğu’da bu gebe-bebek hasta sayısı baskın şekilde oluyor. Ama ASM’lerin bölgelere özelleşmiş ihtiyaca göre ayarlanmış bir sistemi yok. Bu yüzden bölgesel ihtiyaçlara müdahale sorunu var. Mesela sağlık ocağı bölge bazlı olduğundan orada bir salgın varsa, bir ihtiyaç varsa bildirebiliyor ve müdahale edilebiliyordu. Bütünsellik sayesinde.
Soru: Hastalarınızın sosyoekonomik durumu aile hekimliği hizmetini nasıl etkiliyor?
Sevindiricidir ki hâlâ daha 1. basamakta tahlil ve muayene için ücret talep edilmiyor. Bu sayede kişinin sosyoekonomik durumu ve sigortasından bağımsız olarak muayenesi yapılıyor. Fakat o tedavinin uygulanmasında maddi sorunlar oluyor. Türkiye’de sağlık okuryazarlığı da çok düşük, bu da 1. basamağın görevi olmalı ama yapılmıyor. Tedavi için ilaca ulaşımda ve uygulama becerisinde sorunlar oluyor.
Soru: Sizce 1. basamak hizmette neler değişmeli?
Şu anda amaç halka toplumcu bir 1. basamak hizmeti vermek değil. Sağlığı piyasaya açmak ve sağlık personelini ucuz iş gücüne çevirmek. Değişmesi gereken ilk şey böyle bölünmüş bir 1. basamak olmaması. Kamu binalarında sağlığın tahsis edilebileceği uygun yerlerde sağlık personelinin insanca çalışma, yaşam ve maddi koşullara sahip olduğu güvenceli, güvenli çalıştığı bir ortam lazım. Bütüncül ve basamak sisteminin işlediği toplumcu bakış açıları ile şekillenmiş bir sağlık sistemi kurulmalı. Tamamen ücretsiz olmalı.
Soru: Yeni torba yasa ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Torba yasayla ilgili hiç iyi bir şey düşünmüyoruz aile hekimleri olarak. Aslında önceden de dediğimiz gibi türlü yöntemlerle özelleşmenin son basamağı. Sağlığı alınır satılır meta, sağlık emekçisini ucuz iş gücü, hastayı da müşteri yapan sağlıkta dönüşüm programının 1. basamak için eksikliklerini tamamlayan, sona erdiren bir yasa bu.
Soru: Yasa devreye girerse ASM’lerde neler değişecek?
Hekimin tedavi etme hakkını gasp eden, mesleğini icra etmesini engelleyen bir sistem bu. Reçete yazma hakkından tut meslek özerkliğine kadar çok kötü uygulamalar içeriyor. Bize tek kalemlik bir maaş hakkı vermek yerine performans, teşvik gibi sistemlerle haklarımızı gasp ediyor; istifa eden sağlık personelleri var. Hekimliği bir meslek olarak ayırt eden şey bireyselci bir bakış açısından ziyade toplumcu bakış açısına sahip olmasıdır. Bu yasa ile sağlığı halka ulaştırma hakları ve özerklikleri ellerinde alınmaya çalışılıyor. Halk sağlığını sürdüremeyecek bu koşullarda ASM’ler. Bizi tehditlerle şunu yaparsan şöyle maaş kesintisi vs. gibi şeylerle mesleğimizden uzaklaştırıyorlar. Aslında sağlık bir meta olarak pazarlanacak hale getiriliyor. Aile hekimliğinin özelleştirilip piyasaya açılması sağlanmaya çalışılıyor bu yasa ile.
Soru: Yasa devreye girerse 65 yaşından sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Yani 65 yaşında bir insan neden çalışmak ister ki? Yıllarca çalışmış. Ama emekliliğimiz de güvenli, güvenceli değil. Demek ki hayatını devam ettiremiyor ki çalışmak istiyor bu insanlar. Ben de ne yaparım bilmiyorum.
Soru: Aile hekimliği yönetmeliği ile ilgili eylemlere katıldınız mı, katıldıysanız ya da katılmadıysanız neden?
Ben eylemlere katıldım. Hem kendi haklarım hem yıllardır savunduğumuz şeyler adına. Nedeni ise şöyle: Sağlık kamusal bir haktır. Sağlığın nitelikli ve ulaşılabilir olması toplum sağlığı açısından çok önemli olduğundan toplumcu bir sağlığa ihtiyaç var. Yöneticiler ile sağlık emekçilerinin sağlığa bakışı farklı oluyor. Biz taleplerimizi sıralarken toplumcu halk sağlığını önceleyen bir yerden bakarak mücadelenin içindeyiz. İnsanların da bu bilinç ile sağlığına sahip çıkması gerek. Bu mücadelede toplumu da yanımızda görmek istiyoruz. Bu sadece sağlıkçının hak talebi değil, bir toplumsal mesele. Ancak birlikte aşabiliriz bu durumu.








