Tütün Hayatımıza Nasıl Girdi? Dünya Tarihinde Tütün

Tütünün hayatımıza nasıl girdiği kesin olarak bilinmemekle birlikte insanlığın tarihsel aşamalarında kendisini belli başlı kayıtlarda göstermiştir. Kimi zaman şifa, kimi zaman bir inanış, kimi zamansa bireyin kendini gösterme amacı olarak hayatımızda yer edinmiştir. Birçok araştırmacıya merak konusu olan tütünün hayatımıza girişi, tütün bitkisinin yetiştirilebildiği dünya üzerindeki ilk merkezler ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin uygun iklim koşullarına sahip Antiller bölgesinde yerlilerin ibadetleri sırasında tütün dumanını kullandıkları, bazı taşlara kazıdıkları resimlerde ortaya çıkmıştır. Yine aynı bölgede tütünün keyif verici etkisi zamanla toplumda söz sahibi olan ve bilge olarak kabul edilen rahipler tarafından şifa olarak değerlendirilmiştir. Nasıl yayıldığı konusuna kısaca değinecek olursak, Mayalar tütün içme alışkanlığını Mississippi Vadisi’ne taşımış ve buradan Kuzey Amerika’ya yayılmıştır. Amerika’nın keşif döneminde Kızılderililerin ağız ve burunlarından tütün dumanı çıkardığı görülmüş ve bilgi Avrupa’ya taşınmıştır. Daha sonra tütün kullanımı, İspanyollar aracılığıyla sömürgelere ve buradan da köleci sistemin getirisi olarak Asya’ya kadar yayılmıştır. Zaman içinde tıp ilmiyle meşgul olan şifacılar tütünün insan vücuduna olan zararlarını ortaya koymuşsa da saray erkanının prestij kaybetme korkusu, tütüne karşı olan toplumsal mücadeleyi engellemiştir. Endüstriyel tarımın gelişmesi ile birlikte yüksek kârlar elde edilen tütün bitkisi devletler arasında rekabet hırsını artırmış ve dev tütün pazarları kurulmuştur. O dönemde Osmanlı Devleti gelişkin ticaret yollarına sahip olduğundan tütün ile tanışması çok gecikmemiştir. Haliyle tütün 17.yy’da Venedikli tüccarlar aracılığıyla Osmanlı’ya taşınmış, tütün tarımına elverişli olan bölgelerde ekilmeye başlanmıştır. Tütün pazarına dahil olan Osmanlı, zaman içinde tütün gelirleriyle dış borçlarının bir kısmını ödeyecek konuma gelmiştir. Osmanlı döneminde bazı padişahlar dinî sebeplere dayandırarak tütünü yasaklasa da altında ekonomik sebeplerin olduğu bilinmektedir. Bu yasaklar sonucunda geçimini tütün sektöründen sağlayan üreticiler kaçakçılığa yönelmiş ve böylece tütün kaçakçılığının da temelleri atılmıştır. 

Cumhuriyet Dönemi Tütün Sektörünün Gelişimi

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ekonomisi büyük darbe yemiş, tarımsal üretim azalmış ve halktan büyük oranda vergiler toplanmaya başlanmıştı. Haliyle tütün sektörü de savaşın yarattığı krizden nasibini almıştı. Tarım ve hayvancılık gelirlerinden elde edilen vergiler Ankara Hükümeti tarafından toplanmaya başlandığında ise Reji İdaresi’nin varlığı kabul edilmiştir. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde Reji kaldırılarak şirket millileştirilmiştir. Kısaca bu dönemde tütün tekeli devlet kontrolüne geçmiş, tütün üretimini arttırmaya ve kalitesini yükseltmeye yönelik politikalar izlenmiştir.

Tablo: Cumhuriyet Dönemi Tütün Üretim verileri

Üretim YılıÜretim Miktarı (Ton)
192326.000
193858.000

Kaynak: (DĐE, 1948: 250-251, Ceylan, 1995: 52, Özavcı, 2007: 51)

II. Dünya savaşından sonra da devlet teşvikleriyle tütün sektörü büyümeye devam etmiş, 1960 yılında destekleme alımları başlamıştır. Böylece tütün sektörü, 1980’li yıllara kadar devlet kontrolünde büyümeye devam etmiştir. 1980 darbesiyle birlikte liberal ekonomi politikaları izlenmeye başlanmış, Tekel Genel Müdürlüğü bir devlet müessesesi olmaktan çıkıp Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK) haline dönüştürülerek serbest piyasa koşullarına uygun, daha özerk bir yapı haline gelmiştir. Sonrasında tütün sektörü ticari serbestleştirmeler ve özelleştirme kanalıyla TEKEL’in denetiminden çıkarılarak uluslararası tütün şirketlerinin belirleyiciliğine açılmıştır. Bu şirketlerin piyasaya girmesiyle birlikte reklam, promosyon vb. faaliyetler artmış, bu da sigara tüketimindeki artışı beraberinde getirmiştir.

Tablo: 1980 Sonrası Tütün Üretim Verileri

Üretim YılıÜretim Miktarı (Ton)
192326.000
193858.000

Kaynak: (+Tekel, 2003: 17, *Tekel,1998: 27, -Güney. 1986:300-301)

Nikotin Salıveren Sistemler ve Pazarlama Stratejileri

Tütün ve türevlerinin zararları toplumca bilinen şeylerdir. Buna rağmen nikotin bağımlılığı toplumda gittikçe artış gösteriyor. Peki gençler bu tuzağa nasıl düşmektedir? Gençler sigara paketinin üzerindeki çürük ayak resmini mi daha çok önemsiyor, yoksa Peaky Blinders dizisindeki Tommy Shelby karakterinin ağzında tütünle verdiği karizmatik pozu mu? Kuşkusuz hepimizin vereceği cevap karakterin karizmatik pozudur. Dizi-film sektörü, sosyal medya, fenomenler ve ünlüler tütün gibi birçok ürününün pazarlanmasında önemli rol oynuyor. Haliyle gençlerin tüketime başlaması kaçınılmaz oluyor. Değişkenlik gösteren pazarlama stratejilerinin bir diğer ayağı ise nikotinin farklı kalıplara sokularak sunuluyor olmasıdır. Konumuz her ne kadar tütün olsa da asıl mesele nikotindir. Kalıptan kalıba sokulmuş sistemler ama değişmeyen tek zehir. Kısa sürede bağımlılık yapabiliyor olması pazarda kalmasını sağlıyor ve her geçen gün farklı stratejilerle pazarlanıyor. Sosyal medyada, dünyaca ünlü dizilerde sigara içmek sanki su içmek ve yemek yemek gibi günlük yaşamımızın olmazsa olmaz bir parçası olarak sunuluyor. Farklı terminolojiler ve farklı sistemler kullanılarak “daha az zararlı” algısı yaratılıyor. Özellikle ergenlik çağında kimlik kargaşası yaşayan gençleri hedef alan Tütün Endüstrisi çeşitli mecralar aracılığıyla tütün kullanımını kuralsızlığın ve sınır tanımazlığın bir göstergesi olarak pazarlıyor. Örneğin az önce bahsettiğimiz “daha az zararlı” algısıyla piyasaya sürülen ürünlerden biri olan elektronik sigara ergenlik çağındaki gençler arasında oldukça popüler ve hızla yaygınlaşıyor. Özellikle aile korkusu, çeşitli tütün kontrol politikalarının etkisi altında alan bireyler daha az zararlı olduğuna inandıkları ve aile içinde daha kabul görülebilecek bu ürünlere yönelmektedir. Oysa tütün endüstrisinde temel amaç tütün değil nikotin bağımlılığıdır. Dolayısıyla elektronik sigara gibi ürünlerin kullanımı tütün bağımlılığının ilk aşaması olarak düşünülebilir. Tütün endüstrisinin sürekli değişkenlik gösteren pazarlama stratejileri, tütün bağımlılığını azaltmaya yönelik geliştirilen koruyucu sağlık hizmetleriyle çelişmektedir. Peki tütün kontrolüne yönelik izlenen ulusal ve uluslararası politikalar ne kadar samimidir?

Tütün Kontrolü ve Tütün Sektörünün Piyasa Yönelimli Dönüşümü

1980 yılı sonrası serbest piyasa ekonomisinin etkisiyle uluslararası sigara şirketlerinin Türkiye piyasasına girmesi, tütün tüketiminin aşırı artmasına neden olmuştur. Bu durum da çeşitli bilimsel çalışmalarla insan sağlığına zararlı etkileri kanıtlanmış olan tütünün kontrolünü gerektirmiştir. DSÖ 2003 yılında Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni 56. Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul etmiştir. Tütün tüketimini azaltıcı önlemler barındıran TKÇS, 2004 yılında Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. Birim fiyat üzerinden vergilerin artırılması ve çeşitli yollarla halkın bilinçlendirilmesi gibi uygulamalar barındıran TKÇS yürürlüğe girdiği tarihten bu yana sigara tüketimini azaltması beklenirken sayısal veriler tüketimi azaltmadığını göstermektedir. Verilen eğitimler yeterli etki göstermemiş ve zamanla niteliği düşmüştür. Yüksek vergilendirme caydırıcı etki yapmamış ve tüketiciyi daha da yoksullaştırmıştır. Aşağıdaki tabloda iç pazardaki  tütün satışının son yıllardaki artışı bu durumu kanıtlar niteliktedir.

Grafik: Türkiye’de 1925-2018 döneminde sigara iç satışı (milyar adet)

Kaynak: T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı (2018)

Peki tütün kontrol politikaları Türkiye’de neden başarısız oldu? Bunun birçok nedeni bulunmaktadır. Türkiye’de AKP döneminde belirgin bir şekilde uygulanan neoliberal politikalar sonucu tütün sektörü arz-talep yönlü büyüme göstermiş, üstüne çeşitli devlet teşvikleri uygulanmıştır. 2002 yılında yürürlüğe giren 4733 sayılı kanunla tütün şirketlerinin üretim ve ticareti piyasa koşullarına göre yürütülmüştür. Yine 2003 yılında yürürlüğe giren 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile uluslararası tütün şirketleri devlet teşvikinden yerel sermaye gruplarıyla eşit şekilde faydalanmış ve haliyle Türkiye pazarında istedikleri gibi at koşturmuşlardır. Verilen teşviklere gelecek olursak araştırmalara göre 2000 yılından 2017 yılına kadar 30 adet yatırım teşvik belgeleri bulunmaktadır ve 2015 yılında teşvikler pik yapmıştır. 17 yıllık süreçte toplam yatırım bedeli ise 569,6 milyon TL’dir. Bu politika çelişkisi iktidara sorulduğunda ise hemen “yasaklasak kaçakçılığın önü açılır” cevabını almaktayız. Ama günümüzde zaten sigara şirketleri, legal yolla ürettikleri sigaraları illegal yollarla satmaktadır. Bir yandan tütün kontrol politikalarının niteliksizleşmesi diğer yandan tütün şirketlerine verilen yoğun teşviklerle toplum sağlığı hiçe sayılmaktadır. Aslında sermaye gruplarına yapılan yatırımların bir kısmı dahi toplum sağlığı için harcansa daha dumansız ve sağlıklı bir toplum inşa etmek mümkün olabilirdi. Ancak sermaye yanlısı  iki yüzlü AKP rejimi vergi kaynaklarını sermaye gruplarına peşkeş çekmiş, TKÇS ile de durumu perdelemiştir. Yine AKP döneminde, sağlık uygulamalarının toplum sağlığı temelinden çıkıp birey temelli sağlık uygulamalarına evrildiğini daha önceki sayılarımızda da eleştirmiştik. “Herkes kendi sağlığından sorumlu” anlayışı medya ile topluma lanse edilmiştir. Haliyle son yıllardaki tütün tüketimindeki artış bireyin tercihi ve bireyin suçu gibi sunulmuştur. Tıp camiasında da tütün kullanmak bireyin irade problemiymiş, sonucunda görülen hastalıklar da bireyin kendi sağlığını hiçe saymasıymış gibi bir algı oluşmuş “her koyun kendi bacağından asılır”  kanısı oluşmuştur. Bu durum toplum sağlığı için büyük bir tehdittir. Tedavi edici değil koruyucu sağlık hizmetlerinin ön plana çıkması gerekmektedir. Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere tütün kullanımındaki aşırı artış toplum sağlığını ciddi anlamda tehdit etmektedir ve tütün kullanımına bireysel çözümler sunmak fonksiyonel değildir. Uluslararası ilaç şirketlerinin de küresel sağlık politikalarını yönlendirmesi neticesinde ilaçsız hiçbir sağlık probleminin aşılamayacağı illüzyonu da bireysel sağlık yaklaşımının bir parçasıdır. Tütün bağımlılığı ilaçsız aşılamayacak bir sorun değildir. Bireyin davranışını değiştirmeye yönelik uygulamaların etkisiz olduğu ortadadır. Tütün kullanımı bireysel değil sosyolojik bir sorundur. Fiziksel, sosyal ve kültürel çevreyi değiştirmeyi hedefleyen toplum temelli politikalar uygulanmalıdır. Bunun için de bireyin değil tütün şirketlerinin ve iktidarın davranışlarının değişmesi gerekmektedir. Haricinde tütün kontrol politikalarının, tütün endüstrisinin pazarlama stratejilerine karşılık verecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda verilen eğitimler, daha kapsayıcı olmalı ve piyasaya yeni sürülen nikotin içerikli aparatlara karşı uyarıcı olmalıdır. Ne yazık ki sürekli sermaye gruplarını destekleyen liberal politikaların uygulandığı bir ülkede tütün sorunun mutlak bir çözümü yoktur. Neoliberal politika yanlısı AKP rejiminin tütün sektörüne verdiği teşvikler bu durumu kanıtlar niteliktedir.